Hukuka Aykırı Arama ve Elde Edilen Delillerin Ceza Yargılamasına Etkisi
Bir aramada suç unsuruna ulaşılmış olması, aramanın hukuka uygun yapıldığı anlamına gelmez. Arama sonucunda uyuşturucu madde, silah veya başka bir suç eşyası bulunması, işlemin başlangıcında mevcut olmayan bir yetkiyi sonradan oluşturmaz.
Ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşmak amaçlanır. Ancak bu amaç, delilin her yöntemle elde edilebileceği anlamına gelmez. Aramanın hukuki dayanağı ve icrası denetlenmeden, yalnızca ele geçirilen eşyanın niteliğinden hareketle mahkûmiyet sonucuna ulaşılamaz.
Özellikle arama kararının sonradan alınması, önleme araması kararının adli arama amacıyla kullanılması, arama tanıklarının hazır bulundurulmaması ve cep telefonunun Sulh Ceza Hakimliği kararı olmaksızın incelenmesi, delilin yargılamada kullanılabilirliğini doğrudan etkileyen meselelerdir.
1. ARAMA KARARININ VARLIĞI TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR
Arama, özel hayatın gizliliğine ve yerine göre konut dokunulmazlığına müdahale eden bir koruma tedbiridir. Anayasa’nın 20 ve 21. maddeleri ile CMK’nin 116 ve devamı maddelerindeki güvenceler, bu müdahalenin sınırlarını belirler.
CMK m. 116 uyarınca şüpheli veya sanık nezdinde arama yapılabilmesi için, yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunmalıdır. Üçüncü kişilerin üstü, eşyası, konutu veya işyerinde yapılacak aramada ise CMK m. 117’deki ek koşullar ve istisnalar ayrıca incelenmelidir.
Dosyada bir arama kararının bulunması, bu koşulların gerçekleştiğini kendiliğinden göstermez. Kararın hangi olgulara dayandığı, kimi ve nereyi kapsadığı, ne zaman verildiği ve hangi süre için geçerli olduğu belirlenmelidir. CMK m. 119/2; aramanın nedenini oluşturan fiilin, aranacak kişi veya yerin ya da eşyanın ve karar veya emrin geçerli olacağı sürenin açıkça gösterilmesini arar.
Bu nedenle denetim iki aşamalıdır: Önce aramaya başvurmanın şartları, ardından aramanın verilen yetki içinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği incelenir. Hukuka uygun verilmiş bir kararın hukuka aykırı biçimde uygulanması da delil yasağı sorununa yol açabilir.
2. ÖNLEME ARAMASI İLE ADLİ ARAMA BİRBİRİNİN YERİNE KULLANILAMAZ
Önleme araması, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesine yöneliktir. Adli arama ise bir suç şüphesi kapsamında şüphelinin yakalanması veya delil elde edilmesi amacıyla yapılır. Ayrım, tutanağa hangi başlığın yazıldığına göre değil, müdahalenin gerçek amacı ve başlangıç koşullarına göre belirlenir.
Belirli bir kişinin, belirli bir suçla bağlantısı hakkında somut bilgi elde edilmiş; kişi, araç veya adres bu nedenle takibe alınmışsa, artık adli arama hükümlerinin uygulanmasını gerektiren bir durum bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Bölgede geçerli genel bir önleme araması kararı olması, bu incelemeyi gereksiz kılmaz.
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 21.05.2024 tarihli, 2021/2853 E., 2024/5562 K. sayılı kararında şu ayrım yapılmaktadır:
“Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa önleme araması değil ancak adli arama yapılabileceği”
Kararda, adli arama kararı alınmadan önceki önleme kararına dayanılarak büfede yapılan arama hukuka aykırı bulunmuş; ele geçirilen kaçak sigaraların hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir. Bu karar, önleme araması yetkisinin somut bir suçun delillerini araştırmak için sınırsız bir yetkiye dönüştürülemeyeceğini göstermektedir.
Buna karşılık Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.05.2023 tarihli, 2022/7-514 E., 2023/327 K. sayılı kararında, somut olayda önleme kararı doğrultusunda ölçülü gerçekleştirilen araç aramasının hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir. Dolayısıyla önleme aramasında suç deliline ulaşılması tek başına hukuka aykırılık sebebi değildir. Belirleyici olan, aramanın başladığı anda hangi hukuki rejimin uygulanması gerektiğidir. [1]
3. SAVCININ TALİMATI HANGİ HÂLLERDE YETERLİDİR?
CMK m. 119/1’de temel kural hâkim kararıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının; savcıya ulaşılamadığı hâllerde ise kanunun izin verdiği yerler bakımından kolluk amirinin yazılı emriyle arama yapılabilir.
Ancak konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda kolluk amirinin yazılı emri yeterli değildir. Bu yerlerde hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri gerekir.
“Gecikmesinde sakınca bulunan hâl” ifadesinin tutanağa yazılması da tek başına yeterli açıklama oluşturmaz. Hâkim kararı beklenirse hangi delilin kaybolacağı, kişinin kaçması veya eşyanın ortadan kaldırılması riskinin neye dayandığı somutlaştırılmalıdır.
Önceden planlanmış bir operasyon ve uzun süreli takip varsa, karar alınması için neden girişimde bulunulmadığı özellikle sorgulanmalıdır. Bununla birlikte takip yapılmış olması, sonradan ortaya çıkabilecek gerçek bir aciliyeti bütünüyle dışlamaz. Esas mesele, gecikme tehlikesinin olayın hangi aşamasında, hangi somut nedenle doğduğudur.
CMK m. 161/3’te acil hâllerde sözlü adli emir verilebilmesi, CMK m. 119’daki aramaya özgü yazılı emir şartıyla karıştırılmamalıdır. “Savcı ile görüşüldü, arama talimatı alındı.” şeklindeki kolluk kaydı, kanunun aradığı yazılı arama emrinin varlığını tek başına kanıtlamaz.
4. ARAMADAN SONRA ALINAN KARAR, ÖNCEKİ İŞLEMİ HUKUKA UYGUN HÂLE GETİRİR Mİ?
Arama yetkisinin, işlem gerçekleştirildiği sırada mevcut olması gerekir. Sonradan alınan kararın dosyaya eklenmesi, önceki yetkisiz müdahaleyi geriye dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez.
Burada aramanın başlangıcı doğru belirlenmelidir. Kişinin durdurulması, güvenlik amacıyla sınırlı kontrol yapılması, çantasının açılması, aracın görünmeyen bölümlerinin araştırılması ve eşyanın ele geçirilmesi aynı işlem değildir. Her aşamanın zamanı ve hukuki dayanağı ayrı ayrı incelenmelidir.
Örneğin aramaya 16.00’dan itibaren izin veren bir karar, 14.30’da tamamlanan eşya aramasının dayanağı olamaz. Buna karşılık kararın dosyaya yüklenme saati ile hukuken verildiği veya imzalandığı saat de otomatik olarak eşit kabul edilmemelidir. Daha önce verilmiş geçerli bir yazılı emir veya uygulanabilir özel bir yetki varsa bunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Bu nedenle UYAP incelemesinde yalnızca tek bir kayıt saatiyle yetinilmemelidir. Talebin gönderilmesi, belgenin oluşturulması, elektronik imza ve onay işlemleri, kolluğa iletilmesi ile fiilî arama arasındaki sıra araştırılmalıdır. Kamera görüntüleri, araç geçiş kayıtları ve tutanaklar bu kronolojiyle karşılaştırılmalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.09.2018 tarihli, 2016/569 E., 2018/376 K. sayılı kararında, somut olayda gerekli adli arama kararı veya yazılı emir alınmadan yapılan işlem yönünden şu sonuca ulaşılmıştır:
“yerel mahkemece hukuka aykırı şekilde ele geçirilen suç konusu uyuşturucu madde değerlendirme dışı tutularak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi”
Bu yaklaşım, aramanın sonucundan önce yetki dayanağının araştırılmasını gerektirir. Sonraki kararın bağımsız ve yeni bir işleme etkisi ayrıca incelenebilir; fakat önceki hukuka aykırılığın sırf karar alınarak giderildiği kabul edilemez. [2]
5. SUÇÜSTÜ VE YOKLAMA YETKİSİNİN SINIRLARI
Suçüstü hâli, yakalama ve buna bağlı bazı müdahaleler bakımından önemlidir. Bununla birlikte “suçüstü” sözcüğü, her kapsamda aramanın koşulsuz yapılabilmesini sağlayan genel bir yetki değildir.
Silah veya tehlikeli eşya bulunup bulunmadığını anlamaya yönelik sınırlı güvenlik kontrolü ile suç delili araştırmak amacıyla çanta içinin veya aracın gizli bölmelerinin incelenmesi farklı müdahalelerdir. Müdahalenin kapsamı genişledikçe, buna uygun hukuki dayanak bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli, 2022/13 E., 2023/191 K. sayılı kararında, terminalde takip edilen kişinin otobüsün bagaj bölümüne bıraktığı poşetin alınarak incelenmesi, PVSK m. 4/A kapsamında yoklama biçiminde kontrol olarak kabul edilmemiştir. Kararda, uyuşturucunun ele geçirilmesinden önce suçüstü koşullarının bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmiştir. [3]
Buradan çıkan sonuç şudur: Aramada suç eşyası bulunması, arama öncesinde suçüstü koşullarının mevcut olduğunu tek başına kanıtlamaz. Değerlendirme, kolluğun müdahaleden önce bildiği ve gözlemlediği somut olgular üzerinden yapılmalıdır.
6. ARAMA TANIKLARI BİR İMZA FORMALİTESİ DEĞİLDİR
CMK m. 119/4, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılırken o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulmasını öngörür.
Bu güvence, aramanın nasıl gerçekleştirildiğinin ve eşyanın nereden, ne şekilde ele geçirildiğinin denetlenmesine hizmet eder. Bu nedenle yalnızca tutanak üzerindeki imza sayısına bakılması yeterli değildir. İmza sahiplerinin kim olduğu, aramanın hangi aşamasında geldikleri ve işlemi gerçekten gözlemleyip gözlemlemedikleri araştırılmalıdır.
Ev sahibinin veya şüphelinin aramada bulunması, CMK m. 119/4’teki iki kişi güvencesinin kendiliğinden yerine getirildiği anlamına gelmez. CMK m. 120’de düzenlenen aramada hazır bulunma hükümleriyle bu yükümlülük birbirinden ayrılmalıdır. Aynı şekilde, avukatın aramada hazır bulunmasına engel olunamaması da bağımsız bir güvencedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli, 2016/18-1146 E., 2020/68 K. sayılı kararında:
“Aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı olduğu”
belirtilmiş; arama sonucu elde edilen ve mahkûmiyete esas alınan delillerin hukuka aykırı delil niteliği kabul edilmiştir. [1]
Arama bittikten sonra kişilere tutanak imzalatılması, işlemin yapılması sırasında bulunmalarını gerektiren güvencenin yerine geçmez. Hukuka aykırılık iddiası bu yöndeyse arama tanıklarının dinlenmesi ve geliş zamanlarının açıklığa kavuşturulması önem taşır.
7. GECE ARAMASI, KARARIN KAPSAMI VE EL KOYMA AYRI AYRI DENETLENMELİDİR
CMK m. 118’e göre konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece araması kural olarak yasaktır. Kanun; suçüstü, gecikmesinde sakınca bulunan hâller ve maddede belirtilen kaçan kişilerin yeniden yakalanması gibi istisnalar öngörür.
Gece vakti, günlük kullanımda “karanlık saatler” anlamına gelmez. TCK m. 6/1-e’deki tanım esas alınır: güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp doğmasından bir saat önce sona eren süre. Bu nedenle olay tarihinin ve yerinin güneş doğuş-batış bilgileri gerekebilir.
Gece araması yasağının istisnasının bulunması, arama için gereken diğer koşulları kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Yetki, gerekçe ve icra koşulları birlikte değerlendirilmelidir.
Arama ile el koyma da ayrı koruma tedbirleridir. Hâkim kararı olmadan yapılan el koymanın CMK m. 127 uyarınca yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulması; hâkimin el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde kararını açıklaması gerekir. Sonradan verilen el koyma onayı, aramanın hukuki dayanağındaki eksikliği tek başına gidermez.
Denetim noktası | İncelenecek belge veya olgu | Cevaplanması gereken soru |
Aramanın türü | İhbar, takip ve operasyon kayıtları | Önleme amacı mı, somut suçun delillerini araştırma amacı mı vardı? |
Yetki ve aciliyet | Hâkim kararı, yazılı emir, ulaşma kayıtları | Yetkili makamın işlemi ve gerçek bir gecikme tehlikesi var mıydı? |
Zaman ve kapsam | UYAP işlem bilgileri, karar, kamera ve tutanak | Fiilî müdahale verilen yetkinin süresi ve kapsamı içinde mi kaldı? |
Aramanın icrası | Arama tanıkları, imzalar ve beyanlar | Zorunlu kişiler işlem sırasında gerçekten hazır mıydı? |
Dijital inceleme | CMK m. 134 kararı, onay ve kopyalama kayıtları | Telefon içeriği ayrı ve geçerli bir yetkiye dayanılarak mı incelendi? |
Hükme etkisi | Sulh Ceza Hakimliği kararı ve diğer deliller | Mahkûmiyet hangi hukuka uygun delillerle ispatlandı? |
8. TELEFONUN ELE GEÇİRİLMESİ, İÇERİĞİNİN İNCELENMESİNE SINIRSIZ YETKİ VERMEZ
Telefonun fiziksel olarak ele geçirilmesi ile içindeki mesajların, fotoğrafların ve kayıtların incelenmesi farklı işlemlerdir. Şüphelinin kullandığı akıllı telefonda delil araştırılması, CMK m. 134’ün özel güvenceleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bu madde, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri yanında başka surette delil elde etme imkânının bulunmamasını arar. Hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararı gerekir. Savcı kararı yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulur; hâkim de en geç yirmi dört saat içinde karar verir. Sürenin dolması veya aksi karar hâlinde çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhâl imha edilir.
Şifrenin gönüllü verilmesi veya telefonun rızayla açılması, kolluğun şüpheliye ait cihaz üzerinde gerçekleştirdiği adli inceleme için gereken kararı ikame etmez. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 15.05.2024 tarihli, 2023/15758 E., 2024/18787 K. sayılı kararında:
“rızası bulunsa dahi şüphelinin telefonunun incelenip, telefon içeriğindeki mesaj ve benzeri bilgilerin kayıt altına alınamayacağı”
belirtilmiştir. Somut olayda gerekli karar veya yazılı emir olmadan düzenlenen telefon ön inceleme tutanağının hükme esas alınamayacağı kabul edilmiştir. [4]
İşleme “ön inceleme” adı verilmesi, esasen yapılan dijital aramanın hukuki niteliğini değiştirmez. Ekranın başka bir telefonla fotoğraflanması da yetki şartlarını ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte ekran fotoğrafındaki eğiklik veya kırpılma, tek başına karar bulunmadığını ispatlamaz. Yetki belgeleriyle birlikte görüntünün kaynağı, bütünlüğü, tarih bilgileri, inceleme tutanağı ve varsa adli kopya kayıtları araştırılmalıdır. Hukuka uygun elde edilme ve delilin güvenilirliği, birbirinden ayrı fakat birlikte incelenmesi gereken meselelerdir.
9. HUKUKA AYKIRI DELİLİN SONRADAN RAPORA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ SORUNU
Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a ve 217/2, hukuka aykırı elde edilmiş bulguların ispatta kullanılmasını engelleyen temel düzenlemelerdir. Delilin fiziksel olarak mevcut olması veya bilimsel incelemeye elverişliliği, elde edilme yöntemindeki hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz.
Örneğin hukuka aykırı aramada bulunan madde hakkında kriminal rapor düzenlenmesi, ilk elde edilişin hukuka uygun olduğunu göstermez. Rapor, aynı eşyanın niteliğini açıklıyorsa bu eşyanın elde edilmesinden bağımsız yeni bir ispat kaynağı varmış gibi değerlendirilmemelidir.
Anayasa Mahkemesinin Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19.11.2014 kararında, hukuka aykırı aramada elde edilen eşyalar ile bunların niteliğini ve değerini açıklayan raporların yargılamadaki belirleyici rolü değerlendirilmiştir. Hukuka aykırı aramayla ulaşılan delillerin tek ve belirleyici biçimde kullanılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. [5]
Ancak bu karar, hukuka aykırı işlemden sonra dosyaya giren her bilginin otomatik olarak geçersiz olduğu şeklinde genişletilemez. Sonraki delilin ilk işlemden türeyip türemediği, bağımsız bir kaynağının bulunup bulunmadığı ve kendi elde edilme koşulları incelenmelidir. “Zehirli ağacın meyvesi” olarak anılan uzak etki tartışması, somut deliller arasındaki bağlantı açıklanmadan kullanılan bir sloganla çözülemez.
Ayrıca AYM’nin yargılamanın bütününün hakkaniyetini inceleyen yaklaşımıyla, ceza mahkemesinin CMK uyarınca yerine getirmek zorunda olduğu delil değerlendirme denetimi aynı değildir. AYM kararlarında delilin belirleyiciliğine vurgu yapılması, ceza mahkemesine diğer hukuka aykırı delilleri kullanma izni vermez.
10. HUKUKA AYKIRILIK İTİRAZI GEREKÇELİ KARARDA KARŞILANMALIDIR
Arama itirazının etkili biçimde incelenebilmesi için hangi işlemin, hangi kurala, hangi delillerle ortaya konulan nedenle aykırı olduğu açıklanmalıdır. Aramanın saati tartışılıyorsa zaman kayıtları; arama tanıklarının yokluğu ileri sürülüyorsa tutanaklar ve tanık beyanları; telefon incelemesi tartışılıyorsa karar, onay ve inceleme belgeleri üzerinde durulmalıdır.
Mahkeme, sonucu etkileyebilecek somut itirazları “usulüne uygun arama yapılmıştır” biçimindeki genel bir ifadeyle geçiştirmemelidir. CMK m. 230/1-b, delillerin tartışılmasını ve değerlendirilmesini; dosyadaki hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesini gerektirir.
Hukuka aykırı delilin dosyada bulunması ile mahkûmiyetin ispatında kullanılması aynı şey değildir. Esas olan bu delilin hükmün dayanağı yapılmamasıdır. CMK m. 289/1-i, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını hukuka kesin aykırılık hâli olarak düzenler.
Bu tespit her dosyada otomatik beraat anlamına gelmez. Hukuka aykırı delil değerlendirme dışı bırakıldıktan sonra, kalan hukuka uygun delillerin isnat edilen suçu ispatlamaya yeterli olup olmadığı incelenir. Yeterli ispat bulunmuyorsa CMK m. 223/2-e kapsamında beraat gündeme gelir.
Arama kuralları, suç eşyasına ulaşıldığında vazgeçilebilecek biçimsel ayrıntılar değildir. Yetkinin sınırlarını, işlemin denetlenebilirliğini ve kişinin adil yargılanmasını güvence altına alırlar. Bu nedenle ceza dosyasında yalnızca “Ne bulundu?” sorusuna değil, “Hangi yetkiyle, ne zaman ve nasıl bulundu?” sorularına da cevap verilmelidir.
KAYNAK VE KARAR NOTLARI
Mevzuat: Anayasa m. 20, 21 ve 38/6; TCK m. 6/1-e; CMK m. 116–121, 127, 134, 161/3, 206/2-a, 217/2, 223/2-e, 230/1-b ve 289/1-i; PVSK m. 4/A ve 9. CMK güncel metni
[1] Yargıtay 7. CD, 21.05.2024, E. 2021/2853, K. 2024/5562; Yargıtay CGK, 31.05.2023, E. 2022/7-514, K. 2023/327; Yargıtay CGK, 06.02.2020, E. 2016/18-1146, K. 2020/68. Karar pasajları için: Alaaddin Egemenoğlu, “Hukuka Aykırı Delillerde Mutlak-Nispi ve Maddi-Şekli Hukuka Aykırılık Ayrımlarının Değerlendirilmesi”, İMHFD, C. 10, S. 1, 2025, s. 98 ve 112. Alıntılar bu çalışmada aktarılan karar metinlerinden alınmıştır. Araştırma makalesi
[2] Yargıtay CGK, 25.09.2018, E. 2016/569, K. 2018/376. Kararın yayımlanmış aktarımı
[3] Yargıtay CGK, 29.03.2023, E. 2022/13, K. 2023/191. Karar künyesi
[4] Yargıtay 10. CD, 15.05.2024, E. 2023/15758, K. 2024/18787. Kararın yayımlanmış metni
[5] AYM, Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19.11.2014. Karar bağlantısı. Kararın değerlendirilmesinde ayrıca yukarıdaki Egemenoğlu çalışması ve TBB, CMK Görevlendirmeleri İçin Uygulamada Rehber El Kitabı esas alınmıştır.

Yorumlar