top of page

Kasten Öldürmeye Teşebbüs mü, Kasten Yaralama mı? Suçun Niteliği Nasıl Belirlenir?

10 saat önce
5 dakikada okunur

Av. Melike ALPTEKİN | MESA Hukuk ve Danışmanlık


Bir saldırıda ateşli silah kullanılması, mağdurun hayati tehlike geçirmesi veya baş bölgesinden yaralanması, olayın ciddiyetini ortaya koyar. Ancak bu olguların bulunması, eylemin kendiliğinden kasten öldürmeye teşebbüs olarak kabul edilmesini gerektirmez. Suçun hukuki niteliği belirlenirken, meydana gelen yaralanmanın yanında failin hangi neticeyi gerçekleştirmek istediğinin de araştırılması gerekir.

Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama arasındaki temel ayrım, kastın yöneldiği neticedir. Bu nedenle değerlendirme yalnızca adli rapora veya kullanılan silaha dayandırılamaz; olayın öncesi, gerçekleşme biçimi ve sonrasındaki davranışlar birlikte ele alınmalıdır.

1. Kasten öldürmeye teşebbüs hangi şartlarda oluşur?

Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesi, failin işlemeyi amaçladığı suçu gerçekleştirmeye elverişli hareketlerle doğrudan başlamasına rağmen kendi iradesi dışındaki sebeplerle tamamlayamamasını düzenler. Kasten öldürme bakımından TCK m. 81 ile teşebbüs hükümleri birlikte değerlendirilir; olayda nitelikli hâl bulunması durumunda TCK m. 82 de gündeme gelir.

Bu kapsamda öldürme kastının bulunması, öldürmeye elverişli icra hareketlerine başlanması ve ölümün failin elinde olmayan sebeplerle gerçekleşmemesi gerekir. Salt hazırlık hareketleri, öldürmeye yönelik icra hareketleriyle aynı şekilde değerlendirilemez. Öte yandan mağdurun yaralanmamış olması da teşebbüsü tek başına dışlamaz. Öldürme kastıyla hedef alınarak ateş edilmesine rağmen isabet sağlanamaması, diğer şartlar da varsa teşebbüs kapsamında değerlendirilebilir.

2. Hayati tehlike, öldürme kastını tek başına gösterir mi?

Hayati tehlike, yaralanmanın tıbbi ağırlığını gösterir; failin öldürme kastının doğrudan karşılığı değildir. TCK m. 87/1-d, yaşamı tehlikeye sokan bir duruma neden olmayı, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri arasında düzenler. Dolayısıyla hayati tehlike doğuran bir yaralanma, somut olayın özelliklerine göre ağırlaşmış yaralama kapsamında kalabilir.

Tersi de mümkündür: Öldürme kastıyla gerçekleştirilen bir saldırının tesadüfen hafif yaralanmayla sonuçlanması, eylemi mutlaka yaralama suçuna dönüştürmez. Mağdurun hareket etmesi, saldırının engellenmesi veya zamanında tıbbi müdahale gibi koşullar gerçekleşen sonucu değiştirebilir.

Bu nedenle adli rapordaki tespitlerin, saldırının nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yaralanmanın ağır olması ile kastın öldürmeye yönelmesi ayrı ayrı gerekçelendirilmesi gereken hususlardır.

3. Öldürme kastı hangi olgular üzerinden değerlendirilir?

Failin iç dünyasına ilişkin olan kast, dışa yansıyan davranışlardan hareketle belirlenir. Failin “öldürmek istemedim” demesi tek başına belirleyici olmadığı gibi, mağdurun ağır yaralanması da bu savunmayı kendiliğinden geçersiz kılmaz.

İncelenen olgu

Hukuki değerlendirmedeki önemi

Kullanılan araç ve kullanım biçimi

Silahın türü kadar nasıl kullanıldığı önemlidir. Tabancayla ateş etmek ile kabzasıyla vurmak aynı icra biçimi değildir.

Hedef ve isabet bölgesi

Hayati bölgenin bilinçli biçimde hedef alınıp alınmadığı; hareket, boğuşma ve savunma davranışlarının etkisi araştırılır.

Darbe veya atış sayısı ve mesafesi

Saldırının yoğunluğu değerlendirilir. Tek darbe öldürme kastını dışlamaz; çok sayıda darbe de tek başına bu kastı kanıtlamaz.

Önceki ilişki ve olayın başlangıcı

Husumet, tehdit, hazırlık ve ani gelişen tartışma birlikte incelenir. Önceden husumet bulunmaması öldürme kastını kesin olarak dışlamaz.

Saldırının neden sona erdiği

Failin kendi kararıyla durması, üçüncü kişilerin müdahalesi, mağdurun kaçması veya silahın tutukluk yapması farklı anlam taşır.

Olay sonrasındaki davranışlar

Yardım çağırma, kurtarmaya çalışma veya saldırıyı sürdürme davranışları diğer delillerle birlikte ele alınır.

Bu ölçütler bir puanlama listesi değildir. Belirli sayıda ölçütün bulunmasıyla otomatik olarak öldürme kastına ulaşılamaz. Mahkemenin, somut olguların birlikte neden öldürme veya yaralama kastını gösterdiğini açıklaması gerekir.

4. Uygulamadan bir örnek: Hayati tehlike ve suç vasfı

Bir ağır ceza mahkemesinin karşı görevsizlik kararında, hareket hâlindeki aracın durdurulması amacıyla gerçekleştirildiği değerlendirilen atışlardan birinin araçtaki kişinin sırtına isabet etmesi ve hayati tehlike doğurması ele alınmıştır.

Mahkeme, atışların belirli bir kişiyi hedef alarak gerçekleştirildiğine ve öldürme kastına ilişkin o aşamada yeterli somut delil bulunmadığını değerlendirerek şu ilkeyi vurgulamıştır:

“Kasten öldürmeye teşebbüs suçunun kabulü bakımından yalnızca meydana gelen yaralanmanın niteliği ve hayati tehlike oluşturması yeterli olmayıp; kullanılan araç, atış sayısı ve mesafesi, hedef alınan vücut bölgesi, olayın meydana geliş şekli, failin olay öncesi, sırası ve sonrasındaki davranışları ile özellikle kastın yöneldiği neticenin birlikte değerlendirilmesi gerektiği...”

Kararda ayrıca, “salt meydana gelen neticenin ağırlığına bakılarak hukuki nitelendirme yapılmasının mümkün olmadığı” belirtilmiştir. Bu yaklaşım, isabet bölgesi ile bilinçli olarak hedef alınan bölgenin her olayda aynı kabul edilemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Söz konusu karar, esasa ilişkin kesinleşmiş bir beraat veya mahkûmiyet hükmü değil, karşı görevsizlik kararıdır. Mahkeme, yargılamanın Asliye Ceza Mahkemesinde yapılması gerektiği sonucuna ulaşmış; oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu nedenle karar, bütün benzer olaylarda aynı sonucun doğacağını gösteren kesin bir hüküm gibi sunulamaz. Aracı durdurma amacı bulunduğu değerlendirmesi de kullanılan gücün her durumda hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

5. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2026 tarihli kararı

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.02.2026 tarihli, 2025/8205 Esas ve 2026/1046 Karar sayılı kararına konu olayda, ilk derece mahkemesi kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurmuş; Bölge Adliye Mahkemesi ise eylemi neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olarak nitelendirmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, diğer itirazlarının yanında suç vasfını da temyize taşımıştır.

Yargıtay kararında, görüntü kayıtlarıyla doğrulanan eylem şöyle aktarılmıştır:

“...sanığın ısrarlı bir şekilde tabancanın kabzasıyla katılanın yüz ve baş bölgesine çok sayıda vurduğu...”

Kararda; yaşamı tehlikeye sokan kafa yaralanması, kemik kırıkları ve yüzde sabit iz oluşturan yaralanmalar değerlendirilmiştir. Daire, “kabule göre” yaptığı incelemede TCK m. 86/1 uyarınca temel cezanın üst sınırdan belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu değerlendirme, ağır yaralanmaların yaralama suçu çerçevesinde cezanın belirlenmesinde de karşılık bulabileceğini göstermektedir.

Ancak kararın bütünü dikkate alınmalıdır. Mağdurun yargılama sürecinde öldüğünün anlaşılması üzerine Yargıtay, ölüm ile saldırı arasındaki nedensellik bağının araştırılmasını da gerekli görmüştür. Hüküm, bu eksik inceleme ve ceza miktarı yönlerinden bozulmuştur.

Dolayısıyla karar, yaralama hükmünün kesin olarak onandığı veya başa çok sayıda darbenin hiçbir zaman öldürme kastı göstermeyeceği şeklinde okunamaz. Somut olayın delillerinden bağımsız genel bir sonuç çıkarmak yerine, suç vasfı ile yaralanmanın ağırlığının ayrı meseleler olduğu görülmelidir. Kararda geçen ceza aralığı da olayın tabi olduğu kanuni düzenleme bağlamındadır; güncel ceza aralığı olarak aktarılamaz.

6. Saldırının bırakılması ve gönüllü vazgeçme

Failin saldırıyı devam ettirmemesi iki ayrı yönden incelenmelidir. Öncelikle bu davranış, başlangıçtaki kastın belirlenmesinde bir delil olabilir. Bunun yanında, öldürme kastıyla icraya başlandığı tespit edilmişse TCK m. 36 kapsamında gönüllü vazgeçme şartları değerlendirilir.

İcra hareketlerini kendi iradesiyle bırakmak ile ölüm sonucunu meydana getirebilecek hareketleri tamamladıktan sonra yalnızca olay yerinden ayrılmak aynı değildir. Neticenin gerçekleşmesi için artık yeni bir hareket gerekmiyorsa, failin kendi çabalarıyla ölümün gerçekleşmesini önleyip önlemediği önem kazanır. Gönüllü vazgeçme şartları oluştuğunda teşebbüsten ceza verilmez; tamamlanmış fiilin oluşturduğu suçtan sorumluluk devam eder.

Yardım çağırmak her olayda otomatik olarak gönüllü vazgeçme sayılmaz. Yardımın zamanı, etkisi ve neticenin önlenmesindeki rolü araştırılmalıdır. Saldırının dış müdahaleyle durdurulması da iradi biçimde vazgeçmeyle bir tutulamaz.

7. Deliller ve gerekçeli değerlendirme neden önemlidir?

Kamera görüntüleri, tanık anlatımları, olay yeri bulguları, atış mesafesi ve yönü, silahın özellikleri, adli raporlar ve tedavi kayıtları birbirini tamamlar. Özellikle hareketli olaylarda isabetin nasıl gerçekleştiği, tarafların konumları ve saldırının kesilme sebebi açıklığa kavuşturulmalıdır. Adli rapor yaralanmayı ortaya koyar; kastın hukuki değerlendirilmesi ise mahkemeye aittir.

Savunmanın, öldürme kastı yönünden somut bir çelişkiye işaret etmesi hâlinde bunun gerekçeli biçimde karşılanması gerekir. Failin eylemi gerçekleştirdiğinin sabit olması, öldürme kastının da kendiliğinden sabit olduğu anlamına gelmez. Giderilemeyen şüphe, daha ağır suç vasfını kabul etmenin dayanağı yapılamaz; yaralama yönünden sorumluluk ise kendi unsurları ve delilleri üzerinden değerlendirilir.

Kasten öldürmeye teşebbüs değerlendirmesinde belirleyici olan, sonucun ağırlığından hareketle kast varsaymak değil; kastı olayın somut delilleriyle ortaya koymaktır. Kullanılan araç, hedef seçimi, saldırının devamı ve sona ermesi birlikte incelenmeli; her sanığın kastı ve eyleme katkısı ayrıca belirlenmelidir. Dosyanın bu çerçevede ele alınması, hem suçun doğru nitelendirilmesi hem de kişiye özgü ceza sorumluluğunun kurulması bakımından önem taşır.

Kararlar ve kaynaklar

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 18.02.2026, E. 2025/8205, K. 2026/1046; özellikle III/1-3 ve IV/B.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page