top of page

Uyuşturucu Maddenin Bulunduğu Evde veya Araçta Bulunan Herkes Sorumlu Tutulabilir mi?

22 saat önce
6 dakikada okunur

Bir evde veya araçta uyuşturucu madde ele geçirildiğinde, o sırada aynı yerde bulunan kişiler hakkında soruşturma yürütülebilir. Ancak soruşturma yapılması ile herkesin aynı suçtan cezalandırılması farklıdır. Uyuşturucu maddenin bulunduğu ortamda bulunmak, tek başına o maddeyi bilerek bulundurmak veya uyuşturucu ticaretine iştirak etmek anlamına gelmez.

Ceza sorumluluğu değerlendirilirken kişinin maddeyle bağlantısı, bilgisi, iradesi ve somut davranışları ayrı ayrı ortaya konulmalıdır. Maddenin miktarı ne kadar yüksek olursa olsun, bu miktar kişi ile suç arasındaki eksik bağlantının yerine geçirilemez.

1. Ceza sorumluluğu şahsidir

TCK m. 20/1’de temel kural açıkça düzenlenmiştir: [1]

“Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Bu nedenle eş, arkadaş, ev arkadaşı veya yolcu olmak, başkasının uyuşturucu maddeyle ilgili fiilinden sorumluluk doğuran bir sıfat değildir. Aynı aileye mensup kişilerin aynı evde yaşaması da her birinin evdeki uyuşturucuyla aynı hukuki ilişki içinde olduğunu göstermez.

Örneğin bir kişinin özel çantasında bulunan uyuşturucu yönünden, yanındaki kişinin yalnızca arkadaşlık ilişkisine dayanılarak suç ortağı kabul edilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte çantanın başkasına ait olması da sorumluluğu kesin olarak dışlamaz. Kişinin içeriği bilerek taşıma veya saklama faaliyetine katıldığı ispatlanırsa kendi eylemi nedeniyle sorumluluğu gündeme gelebilir.

Belirleyici soru, “Kimin yanında bulundu?” değil; “İsnat edilen fiille nasıl bir bilinçli bağlantı kurdu?” sorusudur.

2. Maddenin varlığını bilmek ile suça katılmak aynı şey midir?

TCK m. 21 uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Uyuşturucu madde bulundurma veya ticaret isnadında da kişinin bilgisi ve iradesi değerlendirilmelidir. Maddenin varlığından habersiz olma savunması, olayın somut delilleriyle birlikte incelenir. [1]

Ancak yalnızca bilginin varlığı da her durumda müşterek faillik anlamına gelmez. Bir kişinin sonradan başkasında uyuşturucu bulunduğunu öğrenmesi ile uyuşturucunun taşınmasını üstlenmesi, saklanacağı yeri hazırlaması veya satış için alıcıyla bağlantı kurması farklı davranışlardır.

Uyuşturucunun varlığını bilmek, bulundurma fiili bakımından iradi fiilî hâkimiyetle; iştirak bakımından ise suça yönelik katkıyla birlikte ele alınmalıdır. Buna karşılık kişi maddeyi bilerek kendi tasarruf alanında muhafaza ediyorsa, ayrıca satış yaptığı gösterilmese bile somut amaca ve eyleme göre suç değerlendirmesi yapılabilir.

3. Fiilî hâkimiyet ve “aidiyet” nasıl değerlendirilir?

Dosyalarda sıklıkla “Uyuşturucu kime aittir?” sorusu sorulur. Buradaki aidiyet tartışması, yalnızca eşyanın mülkiyetinin kime ait olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Uyuşturucunun sahibi olmadan da onu bilerek nakletmek, depolamak veya bulundurmak mümkündür. TCK m. 188/3’te birden fazla seçimlik hareket düzenlenmiştir. [1]

Bulundurma bakımından fiilî hâkimiyet; kişinin maddenin yerini bilmesi, ona erişebilmesi ve onu kendi iradesi doğrultusunda muhafaza veya tasarruf edebilmesi üzerinden değerlendirilir. Maddenin mutlaka kişinin cebinde ya da elinde bulunması gerekmez. Öte yandan ortak alana erişme imkânı da tek başına bilinçli hâkimiyeti kanıtlamaz.

Bir odadaki kilitli dolap, evin ortak salonundaki paket ve misafirin kişisel çantası aynı şekilde değerlendirilemez. Dolabın kim tarafından kullanıldığı, anahtarın kimde bulunduğu, paketin ne zaman getirildiği ve olay yerindeki kişilerin bu süreçle bağlantısı araştırılmalıdır.

4. Ortak kullanılan evde herkes sorumlu tutulabilir mi?

Evin tapusunun veya kira sözleşmesinin bir kişi adına olması, evde bulunan her eşya bakımından onun cezai sorumluluğunu kendiliğinden doğurmaz. Aynı şekilde evde ikamet etmek ile arama sırasında kısa süreli ziyaret için orada bulunmak arasında maddi bir fark vardır.

Değerlendirmede, maddenin hangi odada ve hangi eşya içinde bulunduğu; alanı kimlerin kullandığı; kişinin evde bulunma süresi; eve giriş ve çıkışları; kişisel eşyalar, mesajlar ve tanık anlatımları önem taşır. Herkesin kullanımına açık bir bölümde bulunan madde bakımından da her kişinin bilgi ve iradesi ayrıca belirlenmelidir.

Buna karşılık evin bilerek uyuşturucu deposu olarak tahsis edilmesi veya satışların birlikte yürütülmesi durumunda, salt ev sahipliği ya da birlikte yaşama ilişkisinin ötesine geçen eylemler söz konusudur. Bu eylemlerin hukuki niteliği, kişinin katkısı ve kastı üzerinden değerlendirilir.

“Aynı evde yaşadığına göre mutlaka biliyordur” biçimindeki varsayım, kişiye özgü delil değerlendirmesinin yerine geçemez.

5. Araç sahibi, sürücü ve yolcu bakımından ayrım

Araç ruhsatının bir kişi adına olması veya kişinin direksiyonda bulunması, araçtaki uyuşturucudan haberdar olduğunun kesin kanıtı değildir. Aracı fiilen kimlerin kullandığı, maddenin ne zaman ve kim tarafından yerleştirildiği, yolculuğun amacı ve kişinin taşımaya ilişkin bilgisi incelenmelidir.

Örneğin yolcunun kapalı çantasında bulunan uyuşturucu ile sürücünün erişimindeki bölmeye yerleştirilmiş ve teslim görüşmeleriyle bağlantısı kurulmuş uyuşturucu aynı delil tablosunu oluşturmaz. Gizli bölme kullanılması hâlinde de bölmenin kim tarafından yaptırıldığı veya kullanıldığı araştırılmalıdır; gizleme yöntemi bütün yolcuların bilgisine otomatik olarak yüklenemez.

Yolcunun araca nerede bindiği, yolculuğun ne kadarına katıldığı, pakete müdahalesi, teslim yeriyle bağlantısı ve varsa ücret veya iletişim kayıtları değerlendirmeye dâhil edilebilir. Sadece aynı güzergâhta birlikte seyahat etmek, ortak suç işleme kararının ispatı değildir.

6. Birlikte bulunma ne zaman iştirake dönüşebilir?

TCK m. 37 kapsamında müşterek faillik değerlendirilirken ortak suç işleme kararı ve fiilin gerçekleştirilmesi üzerindeki ortak hâkimiyet önem taşır. TCK m. 39’daki yardım etme ise suçun işlenmesini kolaylaştıran katkılar bakımından ayrıca değerlendirilir. [1]

Uyuşturucunun teslimini organize etmek, bilerek taşıma görevini üstlenmek, suçun işlenmesi sırasında gözcülük yapmak veya saklanmasını sağlamak gibi davranışlar, koşullarına göre faillik ya da yardım etme kapsamında tartışılabilir. Her katkı aynı hukuki sonucu doğurmaz; fiilin niteliği ve suçun icrasındaki rol açıklanmalıdır.

Ayrıca TCK m. 188/5’teki üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işleme düzenlemesi, araçta üç kişinin bulunmasıyla kendiliğinden uygulanmaz. Bu nitelikli hâl yönünden kanunun aradığı birlikte işleme koşulları değerlendirilmelidir. Fiziksel kişi sayısı ile suçu birlikte işleyen kişi sayısı aynı değildir.

7. Hangi deliller neyi gösterebilir?

Dosyadaki olgu

Değerlendirmede sorulması gereken soru

Evde veya araçta bulunma

Kişinin maddeyle somut bağlantısı nedir?

Ruhsat, tapu veya kira sözleşmesi

Olay tarihinde fiilî kullanım kimdedir?

Kişisel çanta veya kilitli dolap

İçeriği kim bilmekte ve kontrol etmektedir?

Parmak izi veya DNA

Temasın yeri ve suçla bağlantısı nedir?

Mesaj ve görüşme kayıtları

İçerik, zaman ve muhatap isnadı destekliyor mu?

Başka sanığın suçlayıcı beyanı

Beyan tutarlı mı, diğer verilerle uyumlu mu?

Parmak izi veya DNA bulunmaması, kişinin maddeyle hiçbir bağlantısı olmadığını kesin olarak göstermez. İz bulunması da tek başına ticaret kastını kanıtlamaz. Özellikle ortak kullanılan bir eşya üzerindeki iz ile uyuşturucunun iç ambalajındaki iz aynı bağlamda değerlendirilmemelidir.

Telefon görüşmesi yapıldığını gösteren kayıt, görüşmenin uyuşturucu ticareti hakkında olduğunu kendiliğinden ispatlamaz. Buna karşılık içeriği ve bağlamı belirlenmiş teslim yazışmaları, diğer delillerle birlikte farklı bir ağırlık taşıyabilir.

8. “Madde benim” veya “Ona aitti” beyanı yeterli midir?

Bir kişinin uyuşturucuyu üstlenmesi, diğer kişiler hakkında otomatik beraat sonucu doğurmaz. Beyanın maddenin bulunduğu yer, temin süreci ve diğer delillerle uyumu incelenmelidir. Aynı şekilde bir sanığın başka bir kişiyi suçlaması da sorgulanmadan doğru kabul edilemez.

Beyanın hangi aşamada verildiği, değişip değişmediği, doğrudan bilgiye dayanıp dayanmadığı ve beyan sahibinin kendisini suçtan kurtarma ya da hukuki durumunu iyileştirme ihtimali değerlendirilir. Sanık veya tanık anlatımlarının güvenilirliğini tartışma ve gerekli soruları yöneltme imkânı savunma açısından önemlidir.

Kişinin suçu işlemediğini kanıtlama yükümlülüğü yoktur. Mahkûmiyet için isnadın hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekir. Aidiyeti belirlenemeyen bir paketin, “İçlerinden biri mutlaka biliyordur” düşüncesiyle herkese yüklenmesi mümkün değildir. [2]

9. Arama ve telefon incelemesinin hukuka uygunluğu

Maddenin kimle bağlantılı olduğu kadar, delilin hangi işlemle elde edildiği de incelenmelidir. Ev veya araç aramasının hukuki dayanağı, kapsamı, zamanı ve uygulanması gereken usul güvenceleri denetlenmelidir. Dijital veriler üzerinden ortak hareket edildiği ileri sürülüyorsa telefon incelemesinin hukuki dayanağı ve yazışmaların bütünlüğü de önem taşır. [2]

Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 15.05.2024 tarihli, 2023/15758 E., 2024/18787 K. sayılı kararında gerekli karar bulunmadan yapılan telefon incelemesi bakımından şu ifadeye yer verilmiştir: [3]

“rızası bulunsa dahi şüphelinin telefonunun incelenip, telefon içeriğindeki mesaj ve benzeri bilgilerin kayıt altına alınamayacağı”

Bu karar doğrudan evdeki veya araçtaki herkesin sorumluluğunu belirleyen bir karar değildir. Ortak suç iddiasının telefon verileriyle desteklendiği dosyalarda, bu verilerin hukuka uygunluğunun ayrıca tartışılması gerektiği bakımından önem taşır.

Hukuka aykırı delillerin dışlanması sonrasında, kalan hukuka uygun delillerin her sanık yönünden yeterliliği ayrı ayrı değerlendirilmelidir. [2]

10. Aidiyet şüphesi ile kullanma–ticaret ayrımı karıştırılmamalıdır

Maddeyle bilinçli bağlantısı kurulamayan kişi hakkında, ticaret ispatlanamadığı gerekçesiyle kendiliğinden kullanmak için bulundurma sonucuna gidilemez. TCK m. 191 kapsamındaki fiilin de unsurları ispatlanmalıdır. Kişinin kullanıcı olması, evde veya araçta ele geçirilen bütün uyuşturucunun ona ait olduğunu göstermez. [1]

Miktar ve paketleme, bulundurma amacının değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Ancak önce kişinin hangi maddeyi, hangi bilgi ve iradeyle bulundurduğu veya hangi fiile katıldığı belirlenmelidir. Bir kişiye ait olduğu gösterilen madde, sadece aynı ortamda bulunanlar arasında varsayımsal olarak paylaştırılamaz.

Yargılama sonunda yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği sabit değilse CMK m. 223/2-e uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir. Mahkemenin gerekçesi, her sanığın eylemini ve delillerle bağlantısını ayrı ayrı ortaya koymalıdır. [2]

Sonuç

Uyuşturucu maddenin bulunduğu evde veya araçta bulunan herkes, sırf orada bulunduğu için sorumlu tutulamaz. Mahkûmiyet için kişinin maddeyi bilerek bulundurduğu, naklettiği veya isnat edilen suça hukuken anlamlı bir katkı sağladığı, somut olayın koşullarına göre ispatlanmalıdır.

Ortak mekân, arkadaşlık, akrabalık veya araç sahipliği araştırılabilecek olgulardır; kişisel kastın ve eylemin yerine geçmez. Değerlendirme, her kişi yönünden ayrı yapılmalı; giderilemeyen şüphe mahkûmiyet gerekçesine dönüştürülmemelidir.

Kararlar ve kaynaklar


Av. Melike ALPTEKİN | MESA Hukuk ve Danışmanlık

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page