Başkasının “Madde Bana Aittir” Şeklindeki Beyanı Diğer Sanık İçin Mahkûmiyet Gerekçesi Olabilir mi?
Uyuşturucu maddeye ilişkin bir soruşturma veya yargılamada, kişilerden birinin “Madde bana aittir, diğer kişinin ilgisi yoktur” şeklinde beyanda bulunması, diğer sanığın hukuki durumu bakımından önem taşır. Ancak bu açıklamanın dosyaya girmesi, diğer sanığın mutlaka beraat edeceği anlamına gelmediği gibi, beyanın gerçeğe aykırı bulunduğunun söylenmesi de diğer sanığın suçunu kendiliğinden ispatlamaz.
Bir kişinin maddeyi üstlenmesine neden inanılmadığı ile diğer sanığın hangi delillerle suçlu bulunduğu, ayrı ayrı açıklanması gereken iki meseledir. Mahkûmiyet, yalnızca lehe beyanın reddine değil, isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiğini gösteren yeterli ve hukuka uygun delillere dayanmalıdır.
1. “Madde bana aittir” beyanı neyi ifade eder?
Beyanın kapsamı, kullanılan tek bir cümleden hareketle belirlenmemelidir. “Madde bana aittir” açıklaması; maddeyi satın alma, kullanmak için bulundurma veya saklama gibi farklı olay anlatımlarının parçası olabilir. Kişinin maddeyi kendisine ait sayması, her durumda uyuşturucu ticareti suçunun bütün unsurlarını kabul ettiği anlamına gelmez.
Ayrıca “Madde benim” ile “Madde benim, diğer sanığın bundan haberi yoktu” açıklamaları aynı kapsamda değildir. İlkinde kişinin maddeyle kendi bağlantısına ilişkin kabulü vardır. İkincisinde ise diğer sanığın bilgisi ve katılımı hakkında da bir açıklama bulunmaktadır. Bu bölümler kendi içerikleri ve dosyayla uyumları bakımından değerlendirilmelidir.
Uyuşturucunun mülkiyetini üstlenmek ile bütün ceza sorumluluğunu tek başına üstlenmek aynı şey değildir. Başkasına ait maddeyi bilerek taşıyan veya depolayan kişi de koşulları varsa kendi fiilinden sorumlu olabilir. Bu nedenle “Madde onunmuş” tespiti, diğer kişinin eylemini inceleme gereğini ortadan kaldırmaz. [1]
2. Bir sanığın kabulü diğer sanığı bağlar mı?
Ceza sorumluluğu şahsidir. TCK m. 20, 21 ve iştirak hükümleri uyarınca her sanığın eylemi, kastı ve suça katkısı ayrı değerlendirilmelidir. Bir kişinin kendi fiilini kabul etmesi, başka bir sanığın da suç işlediğinin kabulü olarak görülemez. [1]
Örneğin A’nın, “Paket benimdi, B’nin aracına onun bilgisi dışında bıraktım” açıklaması, B yönünden lehe bir anlatımdır. Mahkeme bu anlatımı diğer delillerle karşılaştırabilir. Fakat yalnızca A ile B’nin arkadaş olması veya B’nin araç sahibi bulunması, bu açıklamayı tersine çevirerek B’nin bilinçli biçimde uyuşturucu taşıdığını kanıtlamaz.
Buna karşılık A’nın, “Madde benimdi, B de içeriğini bilerek teslim yerine götürüyordu” açıklaması, B bakımından suçlayıcı bir içerik de taşır. Böyle bir durumda beyanın tamamı, güvenilirliği, elde ediliş koşulları ve diğer verilerle ilişkisi tartışılmalıdır.
3. “Diğer sanığı kurtarmaya yönelik” denilmesi yeterli midir?
Mahkeme, bir kişinin gerçekte işlemediği fiili üstlendiği sonucuna ulaşabilir. Ancak bu sonuç, somut olgularla gerekçelendirilmelidir. Akrabalık, arkadaşlık veya duygusal yakınlık, beyanın değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek ilişkilerdir; tek başına gerçeğe aykırılığın kesin kanıtı değildir.
Beyanın olayın oluş biçimiyle çelişmesi, anlatılan temin sürecinin kayıtlarla uyuşmaması, kişinin bilmesi beklenen ayrıntıları açıklayamaması veya aşamalar arasında esaslı farklılıklar bulunması araştırılabilir. Çelişki ileri sürülüyorsa hangi açıklamanın hangi delille çeliştiği gösterilmelidir.
“Diğer sanığı kurtarmaya çalışıyor” ifadesi, dayanağı açıklanması gereken bir sonuçtur. Bu cümlenin gerekçeli kararda yer alması, delil tartışmasının yapılmış olduğu anlamına gelmez. CMK m. 230 kapsamında savunmanın ve kabul ya da reddedilen delillerin değerlendirilmesi gerekir. [2]
4. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun konuya ilişkin kararı
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.03.2013 tarihli, 2012/10-1319 E., 2013/98 K. sayılı kararında, ikrarın delil değeri bakımından şu hususa dikkat çekilmiştir: [3]
“Bir kimsenin, hangi saikle olursa olsun suçlu olmadığı halde kendisini suçlu sayması veya bir başkasının suçunu kabullenmesi mümkündür.”
Karara konu olayda, uyuşturucu bir sanığın yakınındaki arazide bulunmuş; diğer kişi maddeyi üstlenmiştir. Kurul, kişilerin akrabalık ve birlikte kalma ilişkilerini gizlemelerini, değişen anlatımlarını, ilk sanığın hareketlerini ve maddenin bulunduğu koşulları birlikte değerlendirmiştir. Üstlenme beyanını gerçeğe uygun bulmamış; bir sanık hakkındaki mahkûmiyet ile maddeyi üstlenen kişi hakkındaki beraat sonucunu isabetli görmüştür.
Bu karar, başkasının maddeyi üstlenmesinin mahkemeyi bağlamadığını göstermektedir. Ancak karar, her üstlenme beyanının reddedilebileceği veya akrabalığın tek başına mahkûmiyet için yeterli olduğu şeklinde okunamaz. Değerlendirme, kararda tartışılan somut olay bütününe ilişkindir.
Ayrıca karar metninde aktarılan beraat yönündeki görüş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazıdır; Ceza Genel Kurulunun nihai sonucu değildir. Kurul itirazı reddetmiştir. Kararlardan yararlanırken bu ayrımın korunması gerekir. [3]
5. Lehe beyanın reddi, suçun ispatındaki eksikliği giderir mi?
Bir açıklamanın inandırıcı bulunmaması, tek başına bunun karşıtının doğru olduğunu göstermez. Mahkeme “A’nın maddeyi üstlenmesini kabul etmiyorum” dediğinde, B’nin hangi eylemi gerçekleştirdiğini ve bunu hangi delillerin ortaya koyduğunu da açıklamalıdır.
Örneğin ortak kullanılan bir aracın bagajında ele geçirilen paket yönünden, üstlenme beyanı reddedilse bile paketi araca kimin koyduğu, sürücünün veya yolcuların içerikten haberdar olup olmadığı ve taşıma sürecindeki rolleri hâlen araştırılmayı gerektirebilir. Maddeye yakın bulunma, temas, iletişim ve teslim davranışları birlikte değerlendirilir.
Mahkûmiyet mutlaka kamera kaydı, parmak izi veya DNA gibi belirli bir delil türüne bağlı değildir. Hukuka uygun beyanlar ve dolaylı deliller de ispatta kullanılabilir. Bununla birlikte bütün delillerin değerlendirilmesi sonunda suçun sanık tarafından işlendiğine ilişkin giderilemeyen şüphe kalıyorsa CMK m. 223/2-e uyarınca beraat gerekir. [2]
Savunmanın ikna edici bulunmaması ile suçlamanın ispatlanması birbirinin yerine geçirilemez.
6. Beyanın ne zaman ve nasıl alındığı neden önemlidir?
İlk anda verilen açıklama, savcılık ifadesi ve duruşmadaki anlatım arasında fark bulunabilir. İlk beyan sırf önce verilmiş olduğu için mutlak doğru kabul edilemez; sonradan verilen beyan da sırf geç verilmiş olduğu için değersiz sayılamaz. Değişikliğin nedeni ve diğer delillerle uyumu incelenmelidir.
Beyanın baskı altında alınıp alınmadığı, tutanağa doğru geçirilip geçirilmediği ve kişinin hangi sıfatla dinlendiği önemlidir. Müdafi bulunmaksızın kollukça alınan şüpheli veya sanık ifadesi bakımından CMK m. 148/4’teki hâkim ya da mahkeme huzurunda doğrulama güvencesi ayrıca gözetilmelidir. Bu hüküm, tanık ifadelerine aynı şekilde uygulanacak genel bir kural değildir. [2]
Özellikle “Olay anında kabul etti, sonradan vazgeçti” denildiğinde, hangi maddi hususun kabul edildiği açıkça belirlenmelidir. Paketi tanımak, pakete sahip olmak, içeriği bilmek ve satmak amacıyla bulundurmak farklı kabullerdir.
7. Beyan sonradan geri alınırsa ne olur?
Beyandan dönülmesi, ilk açıklamayı kendiliğinden dosyadan çıkarmaz; ilk açıklamaya üstünlük de sağlamaz. Değişikliğin gerekçesi, işlemin hukuka uygunluğu ve anlatımların maddi bulgularla ilişkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde kişinin sürekli olarak “Madde benim” demesi de tek başına anlatımın doğruluğunu garanti etmez. İstikrar önemli olabilir; fakat beyanın olayın gerçek oluşuyla uyumlu olup olmadığı yine araştırılır.
Diğer sanığın lehine olan açıklamanın geri alınması hâlinde, yeni anlatımın neden güvenilir bulunduğu açıklanmalıdır. Özellikle geri alınan bölüm diğer sanığın bilgisizliğine ilişkinse, bu değişikliğin onun kastı ve eylemi bakımından neyi ispatladığı ayrıca tartışılmalıdır.
8. Farklı beyanların karşılaştırılması
Beyan veya dosya durumu | Hukuki değerlendirme |
“Madde benim, diğerinin haberi yoktu.” | Diğer sanık yönünden lehe açıklama; dosyayla uyumu incelenir. |
“Madde benim, birlikte taşıdık.” | Diğer kişinin bilgisi ve katkısı ayrıca araştırılır. |
Üstlenme beyanı maddi kayıtlarla çelişiyor. | Ret gerekçesi ve diğer sanık aleyhindeki deliller açıklanır. |
Beyan yalnızca akrabalık nedeniyle reddediliyor. | İlişkinin tek başına yeterli sayılması sorgulanmalıdır. |
Üstlenme reddediliyor, diğer sanıkla bağlantı belirsiz kalıyor. | Giderilemeyen ispat şüphesi mahkûmiyete dönüştürülemez. |
Üstlenmeye rağmen bilinçli nakil veya ortak satış ispatlanıyor. | Her kişinin kendi eylemine göre sorumluluk değerlendirilir. |
Tablodaki olasılıklar, otomatik karar kuralları değildir. Aynı cümle, farklı maddi bulgular içeren iki dosyada farklı delil değerine sahip olabilir.
9. Savunma açısından hangi hususlar somutlaştırılmalıdır?
Savunmada yalnızca “Diğer kişi maddeyi üstlendi” denilmesiyle yetinilmemelidir. Maddenin nereden ve kim tarafından temin edildiği, nereye bırakıldığı, pakete kimlerin erişebildiği ve diğer sanığın olayla bağlantısı somutlaştırılmalıdır.
Arama ve yakalama tutanakları, paketin ilk bulunduğu yeri gösteren kayıtlar, kişisel eşyalarla bağlantı, tanık anlatımları ve hukuka uygun iletişim verileri birlikte incelenebilir. Parmak izi bulunmaması tek başına ilgisizliği ispatlamadığı gibi, ortak kullanılan bir eşya üzerindeki iz de tek başına bilinçli bulundurmayı kanıtlamaz.
Müdafi, üstlenme beyanının hangi kısmının neden reddedildiğini sorgulayabilir; olayın aydınlatılmasına elverişli kişilerin dinlenmesini ve kayıtların toplanmasını isteyebilir. Mahkemenin esaslı savunma iddialarını karşılayıp karşılamadığı, kanun yolu incelemesi bakımından da önem taşır. [2]
Sonuç
Başkasının “Madde bana aittir” beyanı, diğer sanık için tek başına mahkûmiyet gerekçesi olamaz. Beyanın bütünü diğer kişinin katılımına ilişkin açıklamalar içeriyorsa bu bölümler ayrıca değerlendirilir. Üstlenmenin gerçeği yansıtmadığı sonucuna ulaşılması ise diğer sanığın suçunun ayrıca ispatlanması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
Mahkeme, lehe açıklamayı neden kabul etmediğini ve diğer sanığın hangi hukuka uygun delillerle suçlu bulunduğunu göstermelidir. Belirleyici olan, kimin suçu üstlendiği kadar, her sanığın uyuşturucuyla hangi bilgi, irade ve eylem üzerinden bağlantılı olduğudur.
Kararlar ve kaynaklar
Av. Melike ALPTEKİN | MESA Hukuk ve Danışmanlık

Yorumlar